19 Mayıs’ı anlatırken bazen fark etmeden onu fazla “uzak” bir yere koyuyoruz. Sanki yalnızca tarih kitaplarının içinde kalmış, resmi cümlelerle konuşulması gereken bir günmüş gibi… Oysa düşününce her şey çok insani aslında. Yorgun bir ülke, umudunu kaybetmeye yaklaşmış insanlar ve ne yapacağını bilen bir kişinin taşıdığı inatçı bir umut.
Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’dan ayrıldığı o gün hakkında yazılanları okuyup üzerinde düşününce aklıma önce büyük nutuklar değil, sessizlik geliyor. Bandırma Vapuru’nda geçen o uzun saatler… Arkasında işgal altındaki bir şehir, önünde belirsizlik. İnsan bazen kendi hayatında bile küçük bir karar verirken korkar; düşününce, o yolculuğun nasıl bir ağırlık taşıdığını anlamaya çalışıyorum. Çünkü asıl amaç sadece Samsun’a gitmek değildi. Asıl mesele, “Bu ülkenin kalbine varmaktı.”
Samsun’a çıktığında karşısında umut dolu bir manzara yoktu. İşgal kuvvetleri vardı, korku vardı, yorgunluk vardı. Ama tarihin garip bir tarafı vardır: En büyük değişimler genellikle en kötü görünen zamanlarda başlar. Belki de bu yüzden 19 Mayıs hâlâ bu kadar güçlü bir anlam taşıyor. Çünkü bize şunu hatırlatıyor: Bazen her şey bitti sanılırken asıl başlangıç o anda oluyor.
19 Mayıs “ Artık yeter, şimdi başlıyoruz.” denilen yer. Anadolu’yu ayağa kaldıran o genç ruh…
Belki de bu yüzden 19 Mayıs hep canlı hep bahar… İnsanın omzuna dokunup “Vazgeçme, hadi şimdi başlıyoruz.” diyen eski ama güçlü bir ses gibi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
Umudun Karaya Çıktığı Gün
19 Mayıs’ı anlatırken bazen fark etmeden onu fazla “uzak” bir yere koyuyoruz. Sanki yalnızca tarih kitaplarının içinde kalmış, resmi cümlelerle konuşulması gereken bir günmüş gibi… Oysa düşününce her şey çok insani aslında. Yorgun bir ülke, umudunu kaybetmeye yaklaşmış insanlar ve ne yapacağını bilen bir kişinin taşıdığı inatçı bir umut.
Mustafa Kemal Atatürk’ün İstanbul’dan ayrıldığı o gün hakkında yazılanları okuyup üzerinde düşününce aklıma önce büyük nutuklar değil, sessizlik geliyor. Bandırma Vapuru’nda geçen o uzun saatler… Arkasında işgal altındaki bir şehir, önünde belirsizlik. İnsan bazen kendi hayatında bile küçük bir karar verirken korkar; düşününce, o yolculuğun nasıl bir ağırlık taşıdığını anlamaya çalışıyorum. Çünkü asıl amaç sadece Samsun’a gitmek değildi. Asıl mesele, “Bu ülkenin kalbine varmaktı.”
Samsun’a çıktığında karşısında umut dolu bir manzara yoktu. İşgal kuvvetleri vardı, korku vardı, yorgunluk vardı. Ama tarihin garip bir tarafı vardır: En büyük değişimler genellikle en kötü görünen zamanlarda başlar. Belki de bu yüzden 19 Mayıs hâlâ bu kadar güçlü bir anlam taşıyor. Çünkü bize şunu hatırlatıyor: Bazen her şey bitti sanılırken asıl başlangıç o anda oluyor.
19 Mayıs “ Artık yeter, şimdi başlıyoruz.” denilen yer. Anadolu’yu ayağa kaldıran o genç ruh…
Belki de bu yüzden 19 Mayıs hep canlı hep bahar… İnsanın omzuna dokunup “Vazgeçme, hadi şimdi başlıyoruz.” diyen eski ama güçlü bir ses gibi.