Bir ülkenin tarımdaki geleceği, çiftçinin çocuğuna kendi mesleğini tavsiye edip edemediğinde saklıdır.
Toprağını tanıyan, mevsimini bilen, yıllarını üretime vermiş bir insan, evladının başka bir iş yapmasını istiyorsa durup düşünmek gerekir. Çünkü o kararın içinde yalnızca bir ailenin beklentisi bulunmaz. Bir mesleğin ne kadar gelecek sunduğuna ilişkin ağır bir hüküm de vardır.
Türkiye, Anadolu’nun yüzyılları aşan tarım birikimini devralmış bir ülke. Bu topraklarda hayat uzun zaman ekimle, hasatla, yağmurla, harmanla ölçüldü. Şehirlerin sofrası köylerin emeği ile kuruldu. Ürün yetiştirmek, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiyle, sabırla ve zahmetle sürdürüldü.
Böylesine köklü bir geçmişin ardından bugün üreticinin gelecek sezon tarlasını ekip ekemeyeceğini tartışmak, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir çelişki.
Geçmişimizle övünmek kolay. O geçmişi mümkün kılan insanın bugün nasıl yaşadığını görmek daha zor.
Tarım ülkesi olmak, bir defa kazanılıp sonsuza kadar taşınabilecek bir unvan değildir. Her mevsim yeniden hak edilmesi gerekir.
Toprağı koruyarak, suyu doğru kullanarak, üreticinin emeğine karşılık bulabileceği koşulları sağlayarak.
Bir ülkede tarımın ekonomideki payının azalması, tek başına gerileme anlamına gelmez. Sanayi ve hizmetler büyürken tarım daha verimli hale gelebilir. Daha az insan, daha iyi koşullarda, daha fazla üretim yapabilir.
Asıl mesele, üretimde kalan insanın ayakta durup duramadığıdır.
Çiftçi hasadın sonunda borcunu kapatıp gelecek yılın masrafını karşılayabiliyor mu? Toprağını geliştirebiliyor mu? Yeni bir yöntem deneyebiliyor mu? Çocuğuna bu işin içinde onurlu ve güvenli bir hayat gösterebiliyor mu?
Bu sorular yanıtsız kalıyorsa, bazı ürünlerde elde edilen başarılarla tarımın bütün sorunlarını çözülmüş sayamayız.
Gerileme bazen hasat miktarından önce, üreticinin geleceğe ilişkin hesabında başlar.
Çiftçimizin maliyetlerden, satış fiyatından ve gelecek sezon ekimin azalabileceğinden ya da hiç ekim yapamayacağından söz etmesi bu yüzden önemlidir. Üreten insan, üretmeye devam etmek için yeterli neden bulabiliyor mu?
Çiftçinin masrafı beklemiyor. Tohumun, mazotun, sulamanın, işçiliğin zamanı var. Ödemeler yapılırken hasadın fiyatı henüz belli olmayabiliyor. Aylar boyunca emek ve para toprağa yatırılıyor.
Sonunda ürün satılıyor.
Elde kalan, aynı işi yeniden yapmaya yetmiyorsa üretici bir sonraki sezonu nasıl karşılayacak?
Toprağa bağlılık değerlidir. Fakat hiçbir bağlılık, sürekli zarar etmeyi sürdürülebilir hale getirmez.
Şehirde yaşayanın tarımla ilişkisi çoğu zaman fiyat etiketinde başlıyor. Pahalı ürüne tepki gösteriyoruz. Haklıyız; herkesin yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi gerekir.
Fakat üreticinin düşük kazancıyla tüketicinin yüksek harcaması aynı anda yaşanabiliyorsa, ürünün tarladan sofraya uzanan yolunu da sorgulamak zorundayız.
Depolama, taşıma, işleme ve satışın gerçek maliyetleri var. Bunların yanında pazarlık gücünün kimde toplandığı da önemli. Ürününü bekletebilenle borcunu ödemek için hemen satmak zorunda olan kişinin koşulları aynı değil.
Bu yüzden çiftçinin eline geçen para ile tüketicinin ödediği para arasındaki hesabın açık olması gerekiyor. Üreticiye örgütlenme ve ürününü değerlendirme imkânı sağlanmadan, her hasatta aynı sıkışmayı konuşabiliriz.
Tarım politikası, ekim öncesinden satış sonrasına kadar bu bütünü görebildiği ölçüde işe yarar.
Türkiye’nin köklü tarım geçmişi, geleceği için güçlü bir imkândır. Ancak geçmişte üretmiş olmak, yarın da üreteceğimizin güvencesi değildir.
Güvenceyi bugünkü kararlarımızla kuracağız.
Tarıma uygun araziyi koruyarak, suyu gözeterek, desteği üreticinin ihtiyaç duyduğu zamanda ulaştırarak, çiftçinin önünü görebileceği koşullar oluşturarak.
Başarıyı değerlendirirken hasadın miktarı kadar, hasattan sonra üreticinin elinde ne kaldığına da bakacağız.
Çünkü bir ülke, tarlasında çalışan insanın geleceğini tüketerek tarımdaki geleceğini koruyamaz.
Toprak yerinde durabilir.
Asıl mesele, gelecek bahar onu ekecek insanın hâlâ orada olmak istemesidir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
Toprak Yerinde, Çiftçi Gidiyor
Bir ülkenin tarımdaki geleceği, çiftçinin çocuğuna kendi mesleğini tavsiye edip edemediğinde saklıdır.
Toprağını tanıyan, mevsimini bilen, yıllarını üretime vermiş bir insan, evladının başka bir iş yapmasını istiyorsa durup düşünmek gerekir. Çünkü o kararın içinde yalnızca bir ailenin beklentisi bulunmaz. Bir mesleğin ne kadar gelecek sunduğuna ilişkin ağır bir hüküm de vardır.
Türkiye, Anadolu’nun yüzyılları aşan tarım birikimini devralmış bir ülke. Bu topraklarda hayat uzun zaman ekimle, hasatla, yağmurla, harmanla ölçüldü. Şehirlerin sofrası köylerin emeği ile kuruldu. Ürün yetiştirmek, kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiyle, sabırla ve zahmetle sürdürüldü.
Böylesine köklü bir geçmişin ardından bugün üreticinin gelecek sezon tarlasını ekip ekemeyeceğini tartışmak, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir çelişki.
Geçmişimizle övünmek kolay. O geçmişi mümkün kılan insanın bugün nasıl yaşadığını görmek daha zor.
Tarım ülkesi olmak, bir defa kazanılıp sonsuza kadar taşınabilecek bir unvan değildir. Her mevsim yeniden hak edilmesi gerekir.
Toprağı koruyarak, suyu doğru kullanarak, üreticinin emeğine karşılık bulabileceği koşulları sağlayarak.
Bir ülkede tarımın ekonomideki payının azalması, tek başına gerileme anlamına gelmez. Sanayi ve hizmetler büyürken tarım daha verimli hale gelebilir. Daha az insan, daha iyi koşullarda, daha fazla üretim yapabilir.
Asıl mesele, üretimde kalan insanın ayakta durup duramadığıdır.
Çiftçi hasadın sonunda borcunu kapatıp gelecek yılın masrafını karşılayabiliyor mu? Toprağını geliştirebiliyor mu? Yeni bir yöntem deneyebiliyor mu? Çocuğuna bu işin içinde onurlu ve güvenli bir hayat gösterebiliyor mu?
Bu sorular yanıtsız kalıyorsa, bazı ürünlerde elde edilen başarılarla tarımın bütün sorunlarını çözülmüş sayamayız.
Gerileme bazen hasat miktarından önce, üreticinin geleceğe ilişkin hesabında başlar.
Çiftçimizin maliyetlerden, satış fiyatından ve gelecek sezon ekimin azalabileceğinden ya da hiç ekim yapamayacağından söz etmesi bu yüzden önemlidir. Üreten insan, üretmeye devam etmek için yeterli neden bulabiliyor mu?
Çiftçinin masrafı beklemiyor. Tohumun, mazotun, sulamanın, işçiliğin zamanı var. Ödemeler yapılırken hasadın fiyatı henüz belli olmayabiliyor. Aylar boyunca emek ve para toprağa yatırılıyor.
Sonunda ürün satılıyor.
Elde kalan, aynı işi yeniden yapmaya yetmiyorsa üretici bir sonraki sezonu nasıl karşılayacak?
Toprağa bağlılık değerlidir. Fakat hiçbir bağlılık, sürekli zarar etmeyi sürdürülebilir hale getirmez.
Şehirde yaşayanın tarımla ilişkisi çoğu zaman fiyat etiketinde başlıyor. Pahalı ürüne tepki gösteriyoruz. Haklıyız; herkesin yeterli ve sağlıklı gıdaya ulaşabilmesi gerekir.
Fakat üreticinin düşük kazancıyla tüketicinin yüksek harcaması aynı anda yaşanabiliyorsa, ürünün tarladan sofraya uzanan yolunu da sorgulamak zorundayız.
Depolama, taşıma, işleme ve satışın gerçek maliyetleri var. Bunların yanında pazarlık gücünün kimde toplandığı da önemli. Ürününü bekletebilenle borcunu ödemek için hemen satmak zorunda olan kişinin koşulları aynı değil.
Bu yüzden çiftçinin eline geçen para ile tüketicinin ödediği para arasındaki hesabın açık olması gerekiyor. Üreticiye örgütlenme ve ürününü değerlendirme imkânı sağlanmadan, her hasatta aynı sıkışmayı konuşabiliriz.
Tarım politikası, ekim öncesinden satış sonrasına kadar bu bütünü görebildiği ölçüde işe yarar.
Türkiye’nin köklü tarım geçmişi, geleceği için güçlü bir imkândır. Ancak geçmişte üretmiş olmak, yarın da üreteceğimizin güvencesi değildir.
Güvenceyi bugünkü kararlarımızla kuracağız.
Tarıma uygun araziyi koruyarak, suyu gözeterek, desteği üreticinin ihtiyaç duyduğu zamanda ulaştırarak, çiftçinin önünü görebileceği koşullar oluşturarak.
Başarıyı değerlendirirken hasadın miktarı kadar, hasattan sonra üreticinin elinde ne kaldığına da bakacağız.
Çünkü bir ülke, tarlasında çalışan insanın geleceğini tüketerek tarımdaki geleceğini koruyamaz.
Toprak yerinde durabilir.
Asıl mesele, gelecek bahar onu ekecek insanın hâlâ orada olmak istemesidir.