Mizah, toplumsal aklın en zarif sigortasıdır; yüksek gerilim anlarında patlamak yerine parlayan, karanlığı bir anlığına da olsa defeden o keskin ışık. Tarih boyunca muktedirlerin sarsılmaz zannettiği tahtların hemen yanı başında bir hiciv ustasının, şairin, yazarın, müzisyenin ya da bir karikatüristin durması tesadüf değildir. Güç, kendi ihtişamından körleştiğinde ona aynayı uzatacak, "Kral çıplak!" diyebilecek bir sese her zaman ihtiyaç duymuştur. Bugün ise Türkiye’de bu aynayı tutan ellerden biri, Deniz Göktaş, parmaklıklar ardına gönderildi.
Aynaya bakmak reddedildi. Mizahın en büyük suçu, gerçeği makyajsız göstermesidir. Aynayı kırabilirsiniz ama kırılan aynayla birlikte yüzünüz değişmez. Gerçek, aynanın parçalarından da size bakmaya devam eder. Demokratik toplumlar, aynayı kıranlar ile aynaya bakanlar arasındaki farkı bilen toplumlardır. Demokratik toplumlar, yalnızca övülen, taraflı, düşünceleri değil; eleştiren, rahatsız eden, hatta zaman zaman öfkelendiren fikirleri de hukuk içinde değerlendirebildikleri ölçüde güçlenir. Çünkü eleştiri, devleti küçültmez; aksine öz güvenini gösterir. Güç, alkışın çokluğunda değil, itirazın varlığına duyulan tahammülde gizlidir. Zira sadece övgü duymak isteyen yönetimler, sonunda kendi yankılarının içinde kaybolurlar.
Sanatın, sanatçının ve mizahın yargılandığı her dönem, demokratik olgunluk sınavından kaldık. Biz her defasında aynı trajediyi tekrar tekrar izlemekten yorulmuyoruz, bıkmıyoruz sanki.
Dünya tarihine bakıldığında, güçlü demokrasilerin ortak özelliği eleştiriden korkmamalarıdır. Eleştirinin susturulduğu yerde gelişme durur; mizahın sustuğu yerde korku konuşmaya başlar. Toplumlar, kendileriyle alay edebildikleri, yöneticilerini eleştirebildikleri ve farklı sesleri dinleyebildikleri ölçüde öz güven kazanırlar. Fikirlerin rekabet ettiği yerde insanlar kazanır; fikirlerin susturulduğu yerde ise sessizlik büyür.
Sanatçılar da elbette eleştirilebilir. Yazdıkları, söyledikleri, çizdikleri beğenilmeyebilir; sert biçimde tartışılabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat sanat eserlerine verilecek en güçlü cevap çoğu zaman yasak değil; başka bir söz, başka bir eser, başka bir eleştiridir. Düşünceye karşı en etkili silah, yine düşüncedir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." sözü yalnızca sanatın estetik değerine değil, toplumun düşünsel canlılığına da işaret eder. Sanatın nefes alabildiği ülkelerde bilim gelişir, edebiyat gelişir, mizah gelişir; en önemlisi insanlar korkmadan düşünebilir. Güçlü devletler, eleştiriden kaçan değil; eleştiriyi yönetebilen devletlerdir. Güçlü toplumlar ise aynı fikirde olanların değil, farklı fikirlerde olanların birlikte yaşayabildiği toplumlardır. Özgür düşüncenin olmadığı yerde üretim de cesaret de zamanla körelir.
Geçmişte sanatçılarını sürgün eden, hapseden, meydanlarda yuhalatan toplumların hiçbiri o yasakçılarla anılmıyor bugün. Hafıza, kendine vurulan prangayı değil, o prangayı kelimeleriyle, çizgileriyle, kahkahalarıyla eritenleri saklar. Biz bu sınavdan her dönem sınıfta kalıyoruz çünkü gücü eline alan her yapı, ilk iş olarak kendine tutulan aynayı kırmayı maharet sayıyor. Oysa unuttukları bir şey var: Kahkaha bir kere serbest kaldı mı onu hiçbir hücreye sığdıramazsınız.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
Mikrofona Vurulan Mühür: Fikirlerin İktidarla İmtihanı
Mizah, toplumsal aklın en zarif sigortasıdır; yüksek gerilim anlarında patlamak yerine parlayan, karanlığı bir anlığına da olsa defeden o keskin ışık. Tarih boyunca muktedirlerin sarsılmaz zannettiği tahtların hemen yanı başında bir hiciv ustasının, şairin, yazarın, müzisyenin ya da bir karikatüristin durması tesadüf değildir. Güç, kendi ihtişamından körleştiğinde ona aynayı uzatacak, "Kral çıplak!" diyebilecek bir sese her zaman ihtiyaç duymuştur. Bugün ise Türkiye’de bu aynayı tutan ellerden biri, Deniz Göktaş, parmaklıklar ardına gönderildi.
Aynaya bakmak reddedildi. Mizahın en büyük suçu, gerçeği makyajsız göstermesidir. Aynayı kırabilirsiniz ama kırılan aynayla birlikte yüzünüz değişmez. Gerçek, aynanın parçalarından da size bakmaya devam eder. Demokratik toplumlar, aynayı kıranlar ile aynaya bakanlar arasındaki farkı bilen toplumlardır. Demokratik toplumlar, yalnızca övülen, taraflı, düşünceleri değil; eleştiren, rahatsız eden, hatta zaman zaman öfkelendiren fikirleri de hukuk içinde değerlendirebildikleri ölçüde güçlenir. Çünkü eleştiri, devleti küçültmez; aksine öz güvenini gösterir. Güç, alkışın çokluğunda değil, itirazın varlığına duyulan tahammülde gizlidir. Zira sadece övgü duymak isteyen yönetimler, sonunda kendi yankılarının içinde kaybolurlar.
Sanatın, sanatçının ve mizahın yargılandığı her dönem, demokratik olgunluk sınavından kaldık. Biz her defasında aynı trajediyi tekrar tekrar izlemekten yorulmuyoruz, bıkmıyoruz sanki.
Dünya tarihine bakıldığında, güçlü demokrasilerin ortak özelliği eleştiriden korkmamalarıdır. Eleştirinin susturulduğu yerde gelişme durur; mizahın sustuğu yerde korku konuşmaya başlar. Toplumlar, kendileriyle alay edebildikleri, yöneticilerini eleştirebildikleri ve farklı sesleri dinleyebildikleri ölçüde öz güven kazanırlar. Fikirlerin rekabet ettiği yerde insanlar kazanır; fikirlerin susturulduğu yerde ise sessizlik büyür.
Sanatçılar da elbette eleştirilebilir. Yazdıkları, söyledikleri, çizdikleri beğenilmeyebilir; sert biçimde tartışılabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Fakat sanat eserlerine verilecek en güçlü cevap çoğu zaman yasak değil; başka bir söz, başka bir eser, başka bir eleştiridir. Düşünceye karşı en etkili silah, yine düşüncedir.
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir." sözü yalnızca sanatın estetik değerine değil, toplumun düşünsel canlılığına da işaret eder. Sanatın nefes alabildiği ülkelerde bilim gelişir, edebiyat gelişir, mizah gelişir; en önemlisi insanlar korkmadan düşünebilir. Güçlü devletler, eleştiriden kaçan değil; eleştiriyi yönetebilen devletlerdir. Güçlü toplumlar ise aynı fikirde olanların değil, farklı fikirlerde olanların birlikte yaşayabildiği toplumlardır. Özgür düşüncenin olmadığı yerde üretim de cesaret de zamanla körelir.
Geçmişte sanatçılarını sürgün eden, hapseden, meydanlarda yuhalatan toplumların hiçbiri o yasakçılarla anılmıyor bugün. Hafıza, kendine vurulan prangayı değil, o prangayı kelimeleriyle, çizgileriyle, kahkahalarıyla eritenleri saklar. Biz bu sınavdan her dönem sınıfta kalıyoruz çünkü gücü eline alan her yapı, ilk iş olarak kendine tutulan aynayı kırmayı maharet sayıyor. Oysa unuttukları bir şey var: Kahkaha bir kere serbest kaldı mı onu hiçbir hücreye sığdıramazsınız.