Bir ölüm yıl dönümünde ne hissedilir? Özellikle o ölüm, doğal değil de kararlı ellerin bir karara dönüştürdüğü bir şeyse; ölenler yirmi küsur yaşındaysa… Buna ek olarak yirmi küsur yıl içinde, çoğumuzun hayat boyu biriktiremeyeceği kadar derin bir düşünce ve kavrayışa sahiplerse; o düşünce ve kavrayışla kısacık ömürlerinde bedenen, ruhen katlanmak zorunda oldukları kocaman bir eyleme sığdırılmışsa…
Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı ilk öğrendiğim an ile anladığım an arasından çok sular geçmiştir.
Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in tarih sahnesine çıktığı yıllar, dünyanın birçok yerinde gençliğin sesinin yükseldiği yıllardı. Üniversitelerde özgürlük talepleri yükseliyor; emperyalizm karşıtı söylemler güç kazanıyor; gençler daha eşit bir dünya, bağımsızlık, adalet, eşitlik, özgürlük ve halk iradesi için mücadele ediyordu. Paris’te duvarlarda “Yasak yasaklanmıştır.” yazıyordu. Latin Amerika’da gerillalar dağlarda yürüyordu. Vietnam’da emperyalizmin yüzünü somutlaştıran bir kan ve napalm görüntüsü milyonların bilincine kazınıyordu. Türkiye’deyse Amerikan 6. Filosu Dolmabahçe’ye demirleyince bazı insanlar “Hoş geldiniz” demedi. Onlardan bazıları denize atladı.
Bir ülkenin limanına yanaşan yabancı bir savaş gemisi. Ve onu protesto eden insanlar. Bugün bu sahneyi anlatan pek çok metnin ötesinde ben o anda gençlerin içinde ne hissettiklerini, metinlerde söylenmeyenleri hayal etmeyi tercih ederim. Korkuyu, heyecanı, öfkeyi... Ve muhtemelen beraberinde gelen o garip netliği: “Hayır. Bu doğru değil. Ve ben bunu söylemek zorundayım.” İşte beni en çok bu netlik etkiler.
Deniz ölümü beklerken “Aslolan düşüncelerdir, bağımsızlık mücadelesi nasıl olsa sürecek. Bitmeyecek. Ölüm karşısında bütün bu yürekliliği, sana dünya görüşün veriyor.” derken aslında çok basit ve çok derin bir şey söylüyordu: İnandığın şey sağlamsa seni taşır. Sana her türlü engelin karşısında durma gücü verir. Bu bir ölümsüzlük iddiası değil, düşüncenin insanı nasıl özgürleştirdiğinin bir ifadesidir.
54 yıl sonra bugün, gençlerin yaşadığı ekonomik kaygılar, özgürlük tartışmaları, adalet arayışları ve gelecek endişeleri, eşitsizlik hâlâ var. Emperyalizmin biçimleri değişiyor. Her 6 Mayıs bize derinden sesleniyor: “Sen tüm bunların içinde neredesin? Ne yapacaksın? Akacak mısın, duracak mısın? İnandığın şey seni taşıyacak kadar sağlam mı?”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
Mayıs Hep O Sabahı Taşır
Bir ölüm yıl dönümünde ne hissedilir? Özellikle o ölüm, doğal değil de kararlı ellerin bir karara dönüştürdüğü bir şeyse; ölenler yirmi küsur yaşındaysa… Buna ek olarak yirmi küsur yıl içinde, çoğumuzun hayat boyu biriktiremeyeceği kadar derin bir düşünce ve kavrayışa sahiplerse; o düşünce ve kavrayışla kısacık ömürlerinde bedenen, ruhen katlanmak zorunda oldukları kocaman bir eyleme sığdırılmışsa…
Deniz Gezmiş’i, Yusuf Aslan’ı, Hüseyin İnan’ı ilk öğrendiğim an ile anladığım an arasından çok sular geçmiştir.
Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in tarih sahnesine çıktığı yıllar, dünyanın birçok yerinde gençliğin sesinin yükseldiği yıllardı. Üniversitelerde özgürlük talepleri yükseliyor; emperyalizm karşıtı söylemler güç kazanıyor; gençler daha eşit bir dünya, bağımsızlık, adalet, eşitlik, özgürlük ve halk iradesi için mücadele ediyordu. Paris’te duvarlarda “Yasak yasaklanmıştır.” yazıyordu. Latin Amerika’da gerillalar dağlarda yürüyordu. Vietnam’da emperyalizmin yüzünü somutlaştıran bir kan ve napalm görüntüsü milyonların bilincine kazınıyordu. Türkiye’deyse Amerikan 6. Filosu Dolmabahçe’ye demirleyince bazı insanlar “Hoş geldiniz” demedi. Onlardan bazıları denize atladı.
Bir ülkenin limanına yanaşan yabancı bir savaş gemisi. Ve onu protesto eden insanlar. Bugün bu sahneyi anlatan pek çok metnin ötesinde ben o anda gençlerin içinde ne hissettiklerini, metinlerde söylenmeyenleri hayal etmeyi tercih ederim. Korkuyu, heyecanı, öfkeyi... Ve muhtemelen beraberinde gelen o garip netliği: “Hayır. Bu doğru değil. Ve ben bunu söylemek zorundayım.” İşte beni en çok bu netlik etkiler.
Deniz ölümü beklerken “Aslolan düşüncelerdir, bağımsızlık mücadelesi nasıl olsa sürecek. Bitmeyecek. Ölüm karşısında bütün bu yürekliliği, sana dünya görüşün veriyor.” derken aslında çok basit ve çok derin bir şey söylüyordu: İnandığın şey sağlamsa seni taşır. Sana her türlü engelin karşısında durma gücü verir. Bu bir ölümsüzlük iddiası değil, düşüncenin insanı nasıl özgürleştirdiğinin bir ifadesidir.
54 yıl sonra bugün, gençlerin yaşadığı ekonomik kaygılar, özgürlük tartışmaları, adalet arayışları ve gelecek endişeleri, eşitsizlik hâlâ var. Emperyalizmin biçimleri değişiyor. Her 6 Mayıs bize derinden sesleniyor: “Sen tüm bunların içinde neredesin? Ne yapacaksın? Akacak mısın, duracak mısın? İnandığın şey seni taşıyacak kadar sağlam mı?”