Türkiye afetlerle yaşayan bir ülke. Deprem, sel, yangın… Hafızamız acı tarihlerle dolu. 6 Şubat da o silinmez günlerden biri. Böyle zamanlarda devlet kurumları kadar sivil toplum kuruluşları da hayati bir görev üstleniyor. Bazen devlet yetişiyor, bazen gönüllüler. Çoğu zaman da ikisi birlikte çalışıyor.
Hatırlayın o günleri. Milyonlar seferber oldu. Kimi cebindeki son harçlığı gönderdi, kimi çocuğunun kumbarasını ters yüz etti. Yılların birikimini gözünü kırpmadan akıtanlar oldu. Mesele sadece para yollamak değildi. İnsanlar, devlet kurumlarına ya da Ahbap Derneği’ne -inandıkları, samimi buldukları bir isme- umutlarını emanet ettiler.
Bugün insanları birbirine bağlayan, ayakta tutan en güçlü taşıyıcı kolon çatırdıyor. Güven, tek kullanımlıktır; taşıyıcı kolonu bir kere yıkabilirsiniz. Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturma tam da böyle bir kırılmanın eşiğinde duruyor.
Ortada iddialar var. Savcılık bunları araştırıyor. Şüpheliler kendilerini savunuyor. Bu soruşturma nereye varır, kestirmek güç. Kimin heybesinde ne var, kim haklı, kim haksız şu aşamada yargı karar verecek. Ama ortada öyle net bir enkaz var ki, o da halkın kafasında iyice kök salan "Artık bu ülkede babana bile güvenmeyeceksin!" hissi. İnsanların içindeki o can havliyle yardıma koşma isteği, elindekini paylaşma arzusu fena yara aldı. İnsanlar artık yalnızca "Kim haklı?" diye sormuyor. "Bundan sonra kime güveneceğiz?" sorusunu da yüksek sesle dile getiriyor.
Afetlerden değil, afet sonrası başımıza gelebileceklerden korkar olduk artık. Tüm yüreğiyle el uzatan da el uzatılan da enkaz altında kaldı. Bu, bir toplum için çürümenin başlangıcıdır. Yollara dökülen, yardım kolilerini elden ele taşıyan o muazzam gençlik enerjisini, o kolektif ruhu tamamen kaybetmek üzereyiz. Biz afetlerle yaşamaya yazgılı bir coğrafyayız. Bizi bir arada tutan yegâne tutkal olan dayanışma duygusunu da yitirirsek, geriye kuru bir kalabalıktan başka bir şey kalmaz. Bu yaşananların toplumsal maliyeti çok ağır.
Burada Adalet Bakanı’na, savcılara ve hâkimlere tarihi bir sorumluluk düşüyor. Bu davayı siyasi manevralara alet etmeden, şüpheye yer bırakmayacak bir şeffaflıkla çözmek zorundalar. Sırf birilerini karalamak ya da birilerini korumak için değil; toplumun adalete ve birbirine olan inancını kurtarmak için bu davanın temiz bir şekilde sonuçlanması gerekiyor.
Yardım kuruluşları da kamu kurumları da güveni yalnızca iyi niyetle koruyamaz. Güven; düzenli denetimle, açık mali tablolarla, hesap verebilir yönetim anlayışıyla ve eleştiriye kapılarını kapatmayan bir kültürle yaşar. Bu nedenle herkes için en doğru sonuç; soruşturmanın eksiksiz, tarafsız ve adil biçimde tamamlanmasıdır. Eğer suç varsa hukuk gereğini yapmalı, yoksa oluşan şüpheler de aynı açıklıkla ortadan kaldırılmalıdır.
Yoksa o enkazın altından bir daha hiçbirimiz çıkamayız.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
Güven Enkaz Altında
Türkiye afetlerle yaşayan bir ülke. Deprem, sel, yangın… Hafızamız acı tarihlerle dolu. 6 Şubat da o silinmez günlerden biri. Böyle zamanlarda devlet kurumları kadar sivil toplum kuruluşları da hayati bir görev üstleniyor. Bazen devlet yetişiyor, bazen gönüllüler. Çoğu zaman da ikisi birlikte çalışıyor.
Hatırlayın o günleri. Milyonlar seferber oldu. Kimi cebindeki son harçlığı gönderdi, kimi çocuğunun kumbarasını ters yüz etti. Yılların birikimini gözünü kırpmadan akıtanlar oldu. Mesele sadece para yollamak değildi. İnsanlar, devlet kurumlarına ya da Ahbap Derneği’ne -inandıkları, samimi buldukları bir isme- umutlarını emanet ettiler.
Bugün insanları birbirine bağlayan, ayakta tutan en güçlü taşıyıcı kolon çatırdıyor. Güven, tek kullanımlıktır; taşıyıcı kolonu bir kere yıkabilirsiniz. Ahbap Derneği hakkında yürütülen soruşturma tam da böyle bir kırılmanın eşiğinde duruyor.
Ortada iddialar var. Savcılık bunları araştırıyor. Şüpheliler kendilerini savunuyor. Bu soruşturma nereye varır, kestirmek güç. Kimin heybesinde ne var, kim haklı, kim haksız şu aşamada yargı karar verecek. Ama ortada öyle net bir enkaz var ki, o da halkın kafasında iyice kök salan "Artık bu ülkede babana bile güvenmeyeceksin!" hissi. İnsanların içindeki o can havliyle yardıma koşma isteği, elindekini paylaşma arzusu fena yara aldı. İnsanlar artık yalnızca "Kim haklı?" diye sormuyor. "Bundan sonra kime güveneceğiz?" sorusunu da yüksek sesle dile getiriyor.
Afetlerden değil, afet sonrası başımıza gelebileceklerden korkar olduk artık. Tüm yüreğiyle el uzatan da el uzatılan da enkaz altında kaldı. Bu, bir toplum için çürümenin başlangıcıdır. Yollara dökülen, yardım kolilerini elden ele taşıyan o muazzam gençlik enerjisini, o kolektif ruhu tamamen kaybetmek üzereyiz. Biz afetlerle yaşamaya yazgılı bir coğrafyayız. Bizi bir arada tutan yegâne tutkal olan dayanışma duygusunu da yitirirsek, geriye kuru bir kalabalıktan başka bir şey kalmaz. Bu yaşananların toplumsal maliyeti çok ağır.
Burada Adalet Bakanı’na, savcılara ve hâkimlere tarihi bir sorumluluk düşüyor. Bu davayı siyasi manevralara alet etmeden, şüpheye yer bırakmayacak bir şeffaflıkla çözmek zorundalar. Sırf birilerini karalamak ya da birilerini korumak için değil; toplumun adalete ve birbirine olan inancını kurtarmak için bu davanın temiz bir şekilde sonuçlanması gerekiyor.
Yardım kuruluşları da kamu kurumları da güveni yalnızca iyi niyetle koruyamaz. Güven; düzenli denetimle, açık mali tablolarla, hesap verebilir yönetim anlayışıyla ve eleştiriye kapılarını kapatmayan bir kültürle yaşar. Bu nedenle herkes için en doğru sonuç; soruşturmanın eksiksiz, tarafsız ve adil biçimde tamamlanmasıdır. Eğer suç varsa hukuk gereğini yapmalı, yoksa oluşan şüpheler de aynı açıklıkla ortadan kaldırılmalıdır.
Yoksa o enkazın altından bir daha hiçbirimiz çıkamayız.