Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, gerçeği öğrenme hakkına sahip bütün yurttaşların meselesidir.
Bir ülkede demokrasinin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için o ülkede farklı ne kadar ses çıkabildiğine bakın. Asıl ölçü, iktidarın eleştirilebilir, denetlenebilir, her faaliyetinin sorgulanabilir olmasıdır. Çünkü demokrasi, halkı vekâleten yöneten, farklı düşüncelerin var olabildiği, yönetenlerin sorgulanabildiği ve yurttaşların bilgiye özgürce ulaşabildiği bir düzenin adıdır.
Halk TV'ye yönelik kayyım kararı ve yayınların durdurulduğuna ilişkin gelişmeler, Türkiye'de basın özgürlüğünün geleceği açısından son derece ciddi soruları gündeme taşıyor. Burada tartışılması gereken yalnızca bir televizyon kanalının yönetimine müdahale edilmesi değildir. Asıl mesele, bu müdahalenin toplumun haber alma hakkı, demokratik denetim mekanizmaları ve hukuk devleti ilkeleri üzerinde yaratabileceği sonuçlardır.
Bir medya kuruluşunun yöneticisi ya da sahibi hakkında yürütülen adli soruşturma ile o kuruluşun yayın faaliyetleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Suç şüphesi varsa elbette soruşturulmalıdır. Hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Ancak aynı ilke, soruşturma yetkisini kullanan kamu otoritesi için de geçerlidir. Hukukun üstünlüğü, yalnızca suç isnadında bulunulan kişilerin hesap vermesini değil, devletin bütün işlemlerinin de hukuka uygun, ölçülü ve denetlenebilir olmasını gerektirir.
Hukuk, bir medya kuruluşunun sahibini soruşturabilir; ancak bu yetkinin toplumun haber alma hakkını ortadan kaldıracak biçimde kullanılmaması gerekir.
Özellikle siyasal kutuplaşmanın derinleştiği toplumlarda farklı yayın politikalarına sahip medya kuruluşlarının varlığı hayati önem taşır. Çünkü yurttaş, gerçeğe ancak birbirinden farklı kaynakları karşılaştırarak yaklaşabilir. Tek sesli bir medya düzeninde ise haber, kamuoyunu bilgilendiren bir araç olmaktan çıkıp kamuoyunu yönlendiren bir mekanizmaya dönüşme tehlikesi taşır.
Bir televizyon kanalının yayınını durdurmak, yalnızca o kurumun faaliyetini engellemek anlamına gelmez. Aynı zamanda o kanalı izleyen insanların farklı yorumlara, eleştirilere ve bilgilere ulaşma imkânını da sınırlar.
Elbette basın kuruluşları da eleştiriden ve hukuki sorumluluktan muaf değildir. Yanlış haberler düzeltilebilir, kişilik hakları korunabilir, somut hukuka aykırılıklar bağımsız yargı tarafından değerlendirilebilir. Fakat bu süreçlerde uygulanacak tedbirlerin gerekliliği ve orantılılığı titizlikle gözetilmelidir.
Bir yayındaki olası hukuka aykırılıkla bütün bir yayın kuruluşunun susturulması aynı şey değildir. Demokratik hukuk düzeninin temel ilkelerinden biri, kamu gücünün mümkün olan en sınırlı müdahaleyle kullanılmasıdır.
Basın özgürlüğünü yalnızca sevdiğimiz gazeteciler, görüşlerine katıldığımız yorumcular veya siyasi düşüncemize yakın televizyon kanalları için savunuyorsak aslında özgürlüğü değil, kendi düşüncelerimizin ayrıcalığını savunuyoruz demektir.
Gerçek basın özgürlüğü, katılmadığımız görüşlerin de ifade edilebilmesini savunabildiğimiz yerde başlar.
Demokrasinin gücü, yönetenlerin ne kadar az eleştirildiğiyle değil; en sert eleştiriler karşısında bile temel hakların ne kadar güvence altında kaldığıyla ölçülür.
Bir ülkede televizyon ekranlarının kararması yalnızca yayıncılığın sorunu değildir. Asıl tehlike, toplumun gerçeği öğrenme imkânının giderek daralmasıdır.
Ve unutulmamalıdır ki bir toplum için en büyük kayıp, eleştirel seslerin varlığı değil, o seslerin artık duyulamaz hâle gelmesidir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
Bir Televizyonun Ekranı Karardığında
Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, gerçeği öğrenme hakkına sahip bütün yurttaşların meselesidir.
Bir ülkede demokrasinin ne kadar güçlü olduğunu anlamak için o ülkede farklı ne kadar ses çıkabildiğine bakın. Asıl ölçü, iktidarın eleştirilebilir, denetlenebilir, her faaliyetinin sorgulanabilir olmasıdır. Çünkü demokrasi, halkı vekâleten yöneten, farklı düşüncelerin var olabildiği, yönetenlerin sorgulanabildiği ve yurttaşların bilgiye özgürce ulaşabildiği bir düzenin adıdır.
Halk TV'ye yönelik kayyım kararı ve yayınların durdurulduğuna ilişkin gelişmeler, Türkiye'de basın özgürlüğünün geleceği açısından son derece ciddi soruları gündeme taşıyor. Burada tartışılması gereken yalnızca bir televizyon kanalının yönetimine müdahale edilmesi değildir. Asıl mesele, bu müdahalenin toplumun haber alma hakkı, demokratik denetim mekanizmaları ve hukuk devleti ilkeleri üzerinde yaratabileceği sonuçlardır.
Bir medya kuruluşunun yöneticisi ya da sahibi hakkında yürütülen adli soruşturma ile o kuruluşun yayın faaliyetleri birbirinden ayrı değerlendirilmelidir. Suç şüphesi varsa elbette soruşturulmalıdır. Hiç kimse hukukun üzerinde değildir. Ancak aynı ilke, soruşturma yetkisini kullanan kamu otoritesi için de geçerlidir. Hukukun üstünlüğü, yalnızca suç isnadında bulunulan kişilerin hesap vermesini değil, devletin bütün işlemlerinin de hukuka uygun, ölçülü ve denetlenebilir olmasını gerektirir.
Hukuk, bir medya kuruluşunun sahibini soruşturabilir; ancak bu yetkinin toplumun haber alma hakkını ortadan kaldıracak biçimde kullanılmaması gerekir.
Özellikle siyasal kutuplaşmanın derinleştiği toplumlarda farklı yayın politikalarına sahip medya kuruluşlarının varlığı hayati önem taşır. Çünkü yurttaş, gerçeğe ancak birbirinden farklı kaynakları karşılaştırarak yaklaşabilir. Tek sesli bir medya düzeninde ise haber, kamuoyunu bilgilendiren bir araç olmaktan çıkıp kamuoyunu yönlendiren bir mekanizmaya dönüşme tehlikesi taşır.
Bir televizyon kanalının yayınını durdurmak, yalnızca o kurumun faaliyetini engellemek anlamına gelmez. Aynı zamanda o kanalı izleyen insanların farklı yorumlara, eleştirilere ve bilgilere ulaşma imkânını da sınırlar.
Elbette basın kuruluşları da eleştiriden ve hukuki sorumluluktan muaf değildir. Yanlış haberler düzeltilebilir, kişilik hakları korunabilir, somut hukuka aykırılıklar bağımsız yargı tarafından değerlendirilebilir. Fakat bu süreçlerde uygulanacak tedbirlerin gerekliliği ve orantılılığı titizlikle gözetilmelidir.
Bir yayındaki olası hukuka aykırılıkla bütün bir yayın kuruluşunun susturulması aynı şey değildir. Demokratik hukuk düzeninin temel ilkelerinden biri, kamu gücünün mümkün olan en sınırlı müdahaleyle kullanılmasıdır.
Basın özgürlüğünü yalnızca sevdiğimiz gazeteciler, görüşlerine katıldığımız yorumcular veya siyasi düşüncemize yakın televizyon kanalları için savunuyorsak aslında özgürlüğü değil, kendi düşüncelerimizin ayrıcalığını savunuyoruz demektir.
Gerçek basın özgürlüğü, katılmadığımız görüşlerin de ifade edilebilmesini savunabildiğimiz yerde başlar.
Demokrasinin gücü, yönetenlerin ne kadar az eleştirildiğiyle değil; en sert eleştiriler karşısında bile temel hakların ne kadar güvence altında kaldığıyla ölçülür.
Bir ülkede televizyon ekranlarının kararması yalnızca yayıncılığın sorunu değildir. Asıl tehlike, toplumun gerçeği öğrenme imkânının giderek daralmasıdır.
Ve unutulmamalıdır ki bir toplum için en büyük kayıp, eleştirel seslerin varlığı değil, o seslerin artık duyulamaz hâle gelmesidir.