1886 yılı 1 Mayıs'ı, Chicago'nun Haymarket Meydanı'nda bir bomba patladı. Günde on dört on altı saatlik vardiyalarla bir öğün yemek parasına çalışan işçiler, haklarını aramak için bir araya geldiler. İnsanları öğüten fabrika koşullarına karşı durdukları için hayatlarını kaybettiler. Sadece kendileri için değil, henüz dünyaya gelmemiş nesiller için de kalktı yumrukları.
Ne var ki haklar, bir kez kazanıldıktan sonra da kalıcı bir güvence altında değildir. Her dönem, kendi koşulları içinde bu hakların yeniden sahiplenilmesini gerektirir.
Günümüzde hangi sektörde çalışan bir emekçi, artan yaşam maliyetlerine rağmen yeterli bir gelir elde ettiğini söyleyebilir? Sosyal adaletsizlik giderek derinleşmiştir. Gençler uzun vadeli istihdamdan yoksun, sosyal güvencesi olmadan ya da yetersiz asgari geçim koşulları ile belirsiz bir ekonomik gelecekle karşı karşıyadır.
Teknolojinin gelişimiyle birlikte ortaya çıkan otomasyon ve dijitalleşme de işçi problemlerini farklı bir boyuta taşımıştır. Bir yandan yapay zekâ ve robotik sistemler bazı mesleklerin ortadan kalkmasına neden olurken yeni iş alanları da yaratmaktadır. Ancak bu dönüşüm sürecine uyum sağlayamayan hantal eğitim ve yeniden beceri kazandırma politikaları, gençlere geleceğe umutla bakma şansını vermemektedir.
Esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması ile birlikte fiili çalışma süresi de arttı. Sendikaya üye olmak Anayasal bir hak; ancak sendikalaşan işçi işten atıldığında gerçek bir iş güvencesine sahip değil, söz konusu işçi işine dönemiyor. Sendikaya üye olduğu hâlde Toplu İş Sözleşmesi'nden yararlanabilenlerin oranı oldukça düşük kalıyor.
Taşeron uygulamaları, grev yasakları, işsizlik fonu kullanım adaletsizliği, asgari ücret, işçi ölümleri, emekli aylıkları…
1 Mayıs bir tatil günü değil, bir hatırlatma günüdür. İnsanları öğüten yaşam koşullarına karşı haklarını hatırlatan bir gündür.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Özlem Çırak Ay
BİR GÜN DEĞİL, BİR MÜCADELE
1886 yılı 1 Mayıs'ı, Chicago'nun Haymarket Meydanı'nda bir bomba patladı. Günde on dört on altı saatlik vardiyalarla bir öğün yemek parasına çalışan işçiler, haklarını aramak için bir araya geldiler. İnsanları öğüten fabrika koşullarına karşı durdukları için hayatlarını kaybettiler. Sadece kendileri için değil, henüz dünyaya gelmemiş nesiller için de kalktı yumrukları.
Ne var ki haklar, bir kez kazanıldıktan sonra da kalıcı bir güvence altında değildir. Her dönem, kendi koşulları içinde bu hakların yeniden sahiplenilmesini gerektirir.
Günümüzde hangi sektörde çalışan bir emekçi, artan yaşam maliyetlerine rağmen yeterli bir gelir elde ettiğini söyleyebilir? Sosyal adaletsizlik giderek derinleşmiştir. Gençler uzun vadeli istihdamdan yoksun, sosyal güvencesi olmadan ya da yetersiz asgari geçim koşulları ile belirsiz bir ekonomik gelecekle karşı karşıyadır.
Teknolojinin gelişimiyle birlikte ortaya çıkan otomasyon ve dijitalleşme de işçi problemlerini farklı bir boyuta taşımıştır. Bir yandan yapay zekâ ve robotik sistemler bazı mesleklerin ortadan kalkmasına neden olurken yeni iş alanları da yaratmaktadır. Ancak bu dönüşüm sürecine uyum sağlayamayan hantal eğitim ve yeniden beceri kazandırma politikaları, gençlere geleceğe umutla bakma şansını vermemektedir.
Esnek ve güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması ile birlikte fiili çalışma süresi de arttı. Sendikaya üye olmak Anayasal bir hak; ancak sendikalaşan işçi işten atıldığında gerçek bir iş güvencesine sahip değil, söz konusu işçi işine dönemiyor. Sendikaya üye olduğu hâlde Toplu İş Sözleşmesi'nden yararlanabilenlerin oranı oldukça düşük kalıyor.
Taşeron uygulamaları, grev yasakları, işsizlik fonu kullanım adaletsizliği, asgari ücret, işçi ölümleri, emekli aylıkları…
1 Mayıs bir tatil günü değil, bir hatırlatma günüdür. İnsanları öğüten yaşam koşullarına karşı haklarını hatırlatan bir gündür.
Daha iyi bir dünya mümkün.