Hava Durumu

Umut Değil, Cesaret

Yazının Giriş Tarihi: 10.06.2026 01:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.06.2026 01:49

Jean M. Twenge’nin “Ben Nesli” kitabı şu cümleyle başlar: “Bugünün gençleri niçin bu kadar özgüvenli ve iddialı fakat bir o kadar da depresif ve kaygılı?”

San Diego Eyalet Üniversitesi Psikoloji Profesörü Twenge, 2009 yılında Amerika’da yayımladığı bu kitabında önemli bir tartışma açmıştı. Amerika’da 1970, 1980 ve 1990’larda doğan gençlerle yaptığı araştırmalar sonucunda yazdığı bu kitaptaki tartışmanın, aradan geçen yıllarla beraber bugün Türkiye’de de karşılık bulduğunu söylemek zor değil; hatta her geçen gün daha görünür hale geliyor. Dr. Twenge “Ben Nesli”nin özgüvenli, açık fikirli ve hırslı ama bir o kadar da depresif, yalnız ve kaygılı olduğunu bu kitapla ortaya koyuyor.

Son yıllarda gençlere yöneltilen mesajlara bakın:

“İstediğin her şeyi başarabilirsin.” “Hayal etmekten vazgeçme.” “İnanmak başarmanın yarısıdır.” “Sen biricik ve özelsin.”

Bu cümleler ilk bakışta motive edici görünüyor. Gençlerin kendine güvenmesini sağlıyor, iddialı bireyler yetiştiriyor. Peki gerçekten öyle mi? Gerçekten istediğimiz her şeyi başarabiliyor muyuz? Hayal ettiklerimizin hepsi gerçekleşti mi? Hiç çabalayıp da ulaşamadığımız şeyler olmadı mı?

Belki de daha önemli soru şu: Biz çocuklarımıza, her şeyin mümkün olduğuna inanmayı öğrettiğimiz kadar, hayatın asıl gerçeğini, yani hiçbir şeyin garanti olmadığını da öğretiyor muyuz? Ya da biz çocuklarımıza eğer gerçekten isterlerse başarabileceklerini öğretirken, istemenin tek başına yeterli olmadığını, başarmak için çok ciddi emek harcamak gerektiğini ne kadar anlatıyoruz? Aileler ve öğretmenler, öğrencilere çok özel olduklarını söylüyorlar, ancak yaşamın adil olmadığı gerçeğini anlatıyorlar mı? Ya da hayal kırıklığıyla baş etmenin, en az hayal kurmak kadar önemli olduğunu biliyorlar mı?

Burada ebeveynler anlatmaya çalıştıklarını söyleyebilirler, haklılar da. Ben de öğrencilerimle konuşurken çoğu zaman onlara bu gerçeği dile getiriyorum. Ancak çoğu zaman izledikleri içerikler, okudukları fantastik romanlar, izledikleri süper kahraman filmleri onlara bu gerçeği anlatmıyor.

Kitapta yazar, Amerika’da yapılan bir araştırmada üniversite hazırlık öğrencilerinin %98’inin “Bir gün olmak istediğim yere geleceğim.” sözüne katıldığını söyler. Peki sizce o zamanın gençleri, bugünün yetişkinlerinin yüzde kaçı olmak istediği yerde? Gallup Dünya Anketi verileri dünya genelindeki yetişkinlerin sadece üçte birinin şu anki yaşam kalitesini yüksek bulmakta olduğunu söylüyor. İşte bu “Kendinize inanın, ne isterseniz o olabilirsiniz.” cümleleriyle büyüyen gençlerin çoğu, işler istedikleri gibi gitmediğinde kendi psikolojik iyi oluşlarını koruyamıyorlar. Bu gerçekten gözlemlediğim, hatta yaşadığım bir durum olması açısından beni çok üzüyor. Gerçek yaşam bu kadar toz pembe değil. Araştırmaların da ortaya koyduğu gibi, gerçekten kendimize inanmamız, gelecekte zengin olmamızı ve lüks bir hayat yaşamamızı bırakın, bugün daha iyi bir not almamıza ya da başımızı derde sokmadan yaşamamıza bile yetmiyor.

Bugünün gençleri iyi bir meslek sahibi olmalı, iyi bir üniversiteden, iyi bir derece ile mezun olmalı. İyi bir üniversiteyi kazanmak ve mezun olmak zor ancak diyelim ki mezun oldunuz, iş bulmak daha da zor. Bu gençlerin her şeyden şikayetçi olduğunu, tüm imkanların ellerinde olduğunu söyleyebilirsiniz. Bizim zamanımızda her şey çok daha zordu, şikayetçi olmayı bırakın ve çalışın diyebilirsiniz. Fakat tarafsız olarak bakarsanız, her şey şimdi gerçekten daha zor. Bir zamanlar orta sınıf geliri ile aile geçindirmek kolaydı, şimdi değil ve gençler bunun çok iyi farkında.

Yazar bu konuda şöyle diyor: “Ben nesli, iyi işlerde çalışıp, güzel evlerde oturmanın gerçekten zor olduğu bir dönemde, hayattan çok şey beklemeyi öğrendi. Ve işte sonuç: Bozguna uğratan endişe ve mahveden depresyon.” Ancak tüm bu farkındalığın yanında gençler, yüksek meblağlar kazanan ve lüks bir hayat süren influencer ve youtuber olan kişilerin hayatlarını sürekli olarak takip ediyor, bu kişilerin onlara “Gerçekten isterseniz yapabilirsiniz.” diye nutuk atmalarını dinliyorlar. Ancak bu kişilerin başarı hikayelerini izlerlerken, çoğu zaman yılların emeğini değil, sonucun parıltısını izliyorlar.

Bu durum öğrencilerin gerçekten istemelerini sağlıyor. Hedefler koymalarını, üniversite resimlerini mantar panolarına asmalarını… Ancak iş, bu hedef için çabalamaya geldiğinde, çabalamaları gerektiğinin farkında bile olmayabiliyorlar. Hedef koymak ile hedef için gerekli bedeli ödemeyi kabul etmek aynı şey değildir. Dolayısıyla çabalamayan, ya da elinden geleni yapsa bile istediklerinin olmama ihtimali olduğunu içten içe anlayan gençler, sınav kaygıları ile, depresif ruh hali ile karşı karşıya kalıyorlar.

Öğrencilerim çoğu zaman –gerçekten çalışanlar da, elinden geleni yapmamış olanlar da– “Ya kazanamazsam” kaygısı yaşıyor. Geçenlerde bir velim, öğrencisinin neredeyse tüm konuları bildiği halde, bazen soru kaçırdığı için “Ya kazanamazsam” diye çok düşündüğünü söyledi. Gerçekten dolu dolu bir eğitim hayatı geçirmiş olan bu öğrencim de, yeterince çalışmadığının farkında olan başka başka öğrencilerim de aynı kaygıyı yaşıyor.

Bir kez daha fark ediyorum ki sistem, çocuklara hedefler koymalarını, çalışmalarını öğretiyor ancak gerçekçi hedefler koymayı öğretmek konusunda ya da kaygılarla ve hayal kırıklıklarıyla baş etmeyi öğretmek konusunda çok eksik. Belki de çocuklarımızın ihtiyacı olan şey, onlara her istediklerini başarabileceklerini söylemek değil; bazen başaramayacaklarını, buna rağmen yaşamaya, üretmeye ve yeniden denemeye devam edebileceklerini göstermektir.

Çünkü insanı güçlü yapan yalnızca umutları değil, hayal kırıklıklarıyla kurduğu ilişkidir.

Çocuklarımıza bırakmamız gereken en değerli mesaj, başarıya dair umut değil; başarısızlık ihtimali karşısında ayakta kalabilme cesaretidir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.