Hava Durumu

Kâğıt Toplayan Çocuğa “Evrene Mesaj Gönder” Diyebilir misiniz?

Yazının Giriş Tarihi: 28.06.2026 12:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.06.2026 12:52

Mutluluğun bir ürün olduğunu düşünün. Satın alabileceğiniz bir şey. Ve satın alamayışımızın tek sorumlusu biziz. Tıpkı yat alamıyor oluşumuzun, evler, arabalar alacak kadar zengin olamamamızın sorumlusunun biz olmamız gibi.

Eee tabii, şaşırmayın. Doğru girişimcilik, biraz sermaye ve gece gündüz çalışarak herkes pek tabii yat alabilir. Ne düşünmüştünüz ki? Mutluluk eşantiyon olarak gelecektir zaten. Bir ayakkabı, bir çanta, ne bileyim içine para ve kredi kartlarımızı koyacağımız bir cüzdan falan da mutluluk getirir, onlar biraz daha kısa sürer ve tekrar almak isteriz sadece. Yat alırsak daha uzun sürer.

Mutluluk böyle bir şey midir gerçekten? Çünkü yaşadığımız sistemde bir duygu gibi görünmüyor. Daha çok bir piyasa ürünü gibi. Tüketimin yanında gelen bir şey. Tabii eğer yat alamıyorsak her şeye rağmen, kişisel gelişim kitapları, kursları, seminerler alabiliriz. “Hayatını 3 Günde Değiştir” isimli bir seminer satın alabilir, “Pozitif Düşün” isimli kitap okuyabiliriz. “21 Günde Mutlu Ol” isimli bir video izleyip hayatımızı değiştirmeye çalışabilir, “30 Günde Seni Yen” diyen birinin peşinden gidebiliriz. Bunların hepsi tek bir şey söyler: “Mutluluk içimizde.” “Mutsuzsan düşünceni değiştir.” “İstersen her şeyi başarabilirsin.”

Sosyal medyadaki “yüksek enerji”, “şükür” uygulamaları, evrene mesajlar… Sürekli olumlu düşünmeyi öğütleyen ve olumsuz düşünmeyi bastırmaya teşvik eden söylemler, motivasyon konuşmaları, olumlamalar… Bunları yapabilmemiz için ajandalar, olumlama uygulamaları, küçük mutluluklar günlükleri…

Tüm bunlar sizleri mutlu ediyorsa, ne âlâ. Benim derdim, bu her şeyin sorumluluğunu bireye yükleyen sistemin gerçek ekonomik, sosyal ve politik koşullar hakkında hiçbir şey söylememesi. Biz şükredelim, düşüncelerimizi değiştirelim, olumlamalar yapalım, kişisel gelişim kitapları okuyup, nefesimizi kontrol edelim… Kendimizle o kadar meşgul olalım ki, içinde yaşadığımız bu sisteme bakmaya vaktimiz olmasın. Biz isyan etmeyelim!

Şöyle gönlümüzce tatil yapamayışımızın sorumluluğunu kapitalizmin yarattığı sınıfsal farka yüklemeyelim sakın, gidelim evimizde şükür defteri yazalım. Ancak sakın bunu bedavaya yapalım demeyin. Tüm bunları bize öğretmesi için Mutluluk Endüstrisi’nden satın alalım.

Bir kâğıt toplayıcısı çocuğa “Evrene mesaj gönder.” diyebilir misiniz? Evini ısıtamayan ve barınma giderlerini karşılayamadığı için sokaklarda yaşamak zorunda kalan bir aileye şükür defteri vermeye ne dersiniz? İşte bu bizlere dayatılan veya satılan Mutluluk Endüstrisi, bir çözüm bulamadığı gibi, bu insanların acısını, öfkesini görmemizi engelliyor. Belki sizi bir motivasyon konuşması, bir enerji ritüeli gerçekten mutlu ediyor olabilir, hiç itirazım yok. Peki toplumsal problemlere ne diyorsunuz? Yoksul bir aileye ne diyeceğiz? Bu bende işe yaradı, sende de yarayabilir mi?

Elbette insanın kendi hayatı üzerinde hiçbir etkisi olmadığını, her şeyi toplumsal koşulların yarattığını söylemiyorum. Düşüncelerimizi gözden geçirmek, psikolojik destek almak, alışkanlıklarımızı değiştirmek, hayatımızı daha iyi hale getirebilir. Ancak bütün mutsuzlukları bireyin omuzlarına yüklemek de en az bunun kadar tehlikelidir. Çünkü bazen mutsuzluk bir bozukluk değil, sağlıklı bir tepkidir. Yoksulluğa, adaletsizliğe, güvencesizliğe, yalnızlığa verilen bir tepki...

Belki de her mutsuz insanı değiştirmeye çalışmadan önce, onu mutsuz eden koşulları da konuşmamız gerekir. Çünkü bazı sorunların çözümü bir olumlama cümlesinde değil, o sorunları birlikte görebilmekte ve değiştirebilmektedir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.